AB içinde Türkiye'yi Hangi Ülkeler Tehdit Ediyor?

18/7/2008 ·

AB PAZARI VE MERKEZİ- DOĞU AVRUPA ÜLKELERİYLE OLAN REKABET

Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkelerinde (MDAÜ) son dönemde yaşanan olaylar, hem siyasi açıdan hem de ekonomik açıdan ülkemiz tarafından takip edilmesi gereken gelişmeleri içermektedir. Son olarak 2004 yılında Avrupa Birliği’ne (AB) üye olan Slovenya’nın geçtiğimiz dönemde AB Dönem Başkanlığı görevini üstlenmesi, gözlerin tekrar MDAÜ’lere çevrilmesine neden olmuştur.

2007 yılı dış ticaret değerlerimize bakıldığında, ihracatta 2007 yılının 100 milyar dolar olarak belirlenen hedefin aşıldığı ve bir önceki yıla göre yüzde 23,5 artışla ihracatın 105 milyar 925 milyon dolara ulaştığı görülmüştür.

Slovenya’nın AB Dönem Başkanlığı görevini üstlenmesi ve MDAÜ’lerde yaşanan gelişmeler ile 2007 yılı ihracat rakamları arasındaki ilişki oldukça önem arz etmektedir.

Bilindiği üzere Türkiye ile AB arasında iki yıl süren müzakereler sonunda, 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında önemli bir karara imza atılmıştır. 195 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) yada en bilinen ifadesiyle Gümrük Birliği (GB) kararı çerçevesinde, ülkemiz ve AB arasında yapılan sanayi ürünleri ticaretinde uygulanan gümrük vergileri kaldırılmış ve ülkemiz üçüncü ülkelerle dış ticaretinde ise Ortak Gümrük Tarifesi (OGT)’yi uygulamaya başlamıştır.

GB’nin ardından ülkemiz, sağladığı gümrük vergisi avantajı ile, AB üyesi ülkelere gerçekleştirmiş olduğu başta otomotiv ve elektronik olmak üzere bir çok ürün grubunda, ihracatını ciddi miktarlarda arttırmıştır.

Hali hazırda, AB ihracat yaptığımız ülkeler arasında ilk sırada yer almaktadır. Ve bu nedenle de dış ticaretimizde AB’ye olan bağımlılığımız her geçen gün tartışılmaktadır.

Tartışmanın nedeni; ihracatımızın yüzde 57’sini AB ülkelerine yapılması, ithalatın ise yüzde 40’ının AB ülkelerinden gerçekleştirilmesidir. Söz konusu durum ihracatımız önündeki yapısal sorunlar arasında en önemlilerinden biri olarak görülmekte ve “pazar bağımlılığı” olarak adlandırılmaktadır. Bu çerçevede, son yıllarda farklı pazarlara açılım için birçok çalışma yürütülmektedir. Ancak AB hala ilk sıradaki yerini muhafaza etmektedir. Tartışmalara sebep olan rakamların satır arasında yatan tehlike, AB ile dış ticaretimizin herhangi bir sekteye uğraması yada AB’nin başka pazarlara yönelmesi durumunda karşılaşacağımız muhtemel sorunlardır.

İşte Slovenya, Polonya ve Slovakya’nın ve diğer MDAÜ’lerin konu ile ilgisi tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Zira AB gerek üretim kararlarında gerekse de buna bağlı olarak ithalat kararlarında tercihlerini artık MDAÜ’lerden yana kullanma eğilimi içine girmektedir.

Şimdi de peki neden başka ülkeler değil de özellikle mezkûr bölge ülkeleri sorusu akla gelebilir.

Aslında konu, tabi ki de bu üç ülke ile sınırlı olmayıp, tüm MDAÜ’leri kapsaması gerekliliği bulunsa bile, yazının sınırlarını aşacağından dolayı sadece 3 ülke üzerinden örneklemelere gidilecektir.

Bilindiği gibi Slovenya Yugoslavya’dan koparak bağımsızlığını kazanan ilk ülke olup, AB’nin meşhur ve büyük genişleme patlaması ile AB üyesi yapılmıştır. Üye olmasının üzerinden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra AB Dönem Başkanlığı koltuğuna oturarak, 1 Mayıs 2004’te AB’ye katılan yeni ülkelerden biri olarak ilk defa AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenmiş oldu.

Altı aylık bir dönem boyunca AB Dönem Başkanlığını üstlenerek dikkatlerimizi çeken ve hâlihazırda sadece Renault’nun üretim yaptığı Slovenya, özellikle otomobil ve hafif ticari araçlarda yabancı yatırımları çekmeye başlaması bakımından Türkiye tarafından dikkatle izlenmektedir.

MDAÜ arasında son zamanlarda hızla değişen, önemli ekonomik ve siyasi gelişmeler yaşayan tek ülke Slovenya elbette değildir. Slovakya’yı ülkemiz açısından takip edilir kılan, başta Sony ve LG olmak üzere bir çok uluslar arası yatırımı ülkesine çekerek AB televizyon pazarında söz sahibi olmaya başlaması ve dünyanın önde gelen üreticilerinin Doğu Avrupa’ya fabrika açıp Avrupa pazarına yerleşerek dengeleri zorlamaya başlamasıdır. Sony’nin Slovakya’ya yönelmesinin ardından Samsung da Slovakya ve Macaristan’da, LG Elecronics de Polonya’da üretime başladı. Bu durum ülkemizin GB avantajını giderek kaybetmeğe başladığına bir işarettir..

Bilindiği üzere ülkemizin en önemli ihracat kalemlerinden biri olan televizyonlarda son yıllarda bir teknolojik dönüşüm yaşanmaktadır, tüplü televizyonlardan yeni nesil LCD ve plazma televizyonlara hızlı bir geçiş yapılmaktadır. Televizyon pazarının önde gelen oyuncuları tüplü tv üretimini fason üreticilere devretmiş ve AR-Ge yatırımı yaparak ince ekranlı TV üretimine geçmişti. Bu arada birçok Avrupa ülkesi analog televizyon yayınlarını durdurma kararı almış bu da LCD ve plazma televizyona talebi daha da arttırmıştı. Buna paralel olarak Güney Kore ve Japon firmaları doğu Avrupa’yı batıdaki üretim üsleri olarak seçerek, 2011-2012 yılına kadarki yatırımlarını bu talebi karşılayacak şekilde planlayarak sürdürmeye başlamıştır..

Dünyada tüm bunlar yaşanırken, önceleri Avrupa’ya yakın olduğu için fason üretici olarak tüplü televizyon alanında öne çıkan Türk üreticilerinin yeni teknolojiye geçiş ile birlikte bu alandaki rekabet şansları giderek azalarak pazarda ciddi daralmalar yaşanmıştır. Plazma ve LCD televizyon üretimi için hayati önem taşıyan panellerin ülkemizde üretilememesi ve söz konusu ekranların Uzak Doğu’dan sonra AB üyesi Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Romanya gibi MDAÜ’lerde üretilmeye başlaması yabancı yatırımları bu ülkelere çekerek söz konusu ülkelerin bu alanda söz sahibi ülkeler konumuna gelmesini sağlamıştır. Slovakya’nın LG ve SONY yatırımlarını çekmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Şimdi de sanayisi ülkemizdeki gibi küçük ve orta ölçekli firmalardan oluşan Polonya’yı ele alalım. Uluslar arası Otomotiv Sektörü Raporu’na göre; Polonya, 2006 yılında dünyanın önde gelen 20 büyük üreticisi sıralamasında 20. sıraya yükselmiştir.

AB’ne üye olduktan sonra yabancı sermaye ve çok uluslu şirketlerin aktif olarak yer aldığı bir süreç içine giren Polonya sanayisi; inşaat malzemeleri, taşıt araçları, gıda işleme, mobilya ve bilgi teknolojilerine yönelmiş ve ihracatta yüksek artışlar yaşamıştır.

Polonya’nın ihracatında yaşanan söz konusu artış ülkemiz ile dış ticareti incelendiğinde de açıkça görülmektedir. Birliğe üye olmadan önce 2003 yılında Polonya’dan yapmış olduğumuz ithalat 420 milyon dolar iken bu miktar 2004 yılında % 136’lık müthiş bir artışla 995 milyon dolara, 2006 yılında ise 1 milyar 431 milyon dolara yükselmiştir. İthalattaki bu artışta en önemli pay kuşkusuz otomotiv sektöründe yaşanmıştır. 2003 yılında Polonya’dan 48 milyon dolarlık otomotiv ithalatı yapılmışken, bu rakam 2004 yılında 460 milyon dolara yükselmiştir. Polonya’daki otomotiv ihracatında yaşanan bu artış hâlihazırda da devam etmektedir ve söz konusu durum ülkemiz ihracatını olumsuz yönde etkilemektedir. Polonya’nın AB üyesi olarak AB ile ticaretini arttırması ülkemizin GB’den elde etmiş olduğu kazanımları azaltmaktadır.

Tüm bunlar nasıl bir süreç içerisinde gerçekleşti? Söz konusu ülkeler, yabancı yatırımları ülkelerine çekerek otomotiv ve elektronik sektörlerinde nasıl cazibe merkezi haline geldiler?

Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte AB stratejilerini yeniden gözden geçirerek yeni politika arayışlarına yöneldi. Bu yeni politika arayışları MDAÜ’lerin de topluluk gündemine girmesine neden oldu. AB önce 1989 yılında MDAÜ’ne destek amaçlı bir mali çerçeve hazırladı daha sonra da 1998 yılında 10 MDAÜ ile adaylık sürecinin başlamasının ardından 1999 yılında Berlin’de toplanan AB Zirvesi, MDAÜ’ne verilen üyelik öncesi yardımların 2000 yılından itibaren iki katına çıkarılmasını kararlaştırdı. AB, MDAÜ’ler için PHARE ( Polonya, Macaristan, Ekonomik Yeniden Yapılanma Fonu) ve TACİS ( Bağımsız Devletler Topluluğu İçin Teknik Yardım) gibi bölgesel destekleme programlarını uygulamaya koydu. Son olarak da AB tarihinin en büyük genişleme hamlesinin ardından birliğin üye sayısı 2004 yılında 25’e yükseldi.

Polonya, Slovakya, Macaristan bu şekilde bir yandan fabrikaların kurulacağı bölgelerin ulaşım dahil her türlü altyapısını AB fonlarından aldığı yardımlarla iyileştirirken diğer yandan da doğrudan yardım ve vergi indirimlerini içeren yatırım teşvik paketleri sunarak yabacı yatırımları ülkelerine çekmeyi başardılar.

Önceleri ülkemiz AB pazarına yakın olma ve GB avantajını kullanarak hem yatırımları çekebiliyor hem de bu şekilde ürettiklerini de söz konusu ülkelere yönlendirebiliyordu. Ülkemizin AB ile GB’ne girdiği 1996 yılından itibaren Fransız, Alman, İtalyan, Japon ve Kore’li girişimciler otomotiv sanayinde büyük yatırımlar yapmışlar bunun sonucunda da önemli üretim ve ihracat rakamlarına ulaşılmıştı. Ancak, son yıllarda MDAÜ’lerde yaşanan gelişmeler neticesinde yabancı yatırımcıların Türkiye’den daha çok teşvik veren ve AB üyesi olmanın faydalarını kullanan MDAÜ’ni tercih etmeye başlamaları ülkemiz adına bir kayıp olarak görülebilir ve ülkemizin GB avantajını giderek yitirdiğini ve yeni yatırımları çekme konusunda MDAÜ’lere göre dezavantajlı bir konuma düştüğünü göstermektedir.

Sakın yanlış anlaşılmasın; eyvah tüm imkanlarımız bir bir  yok oluyor… TÜM avantajlarımızı kaybettik gibi karamsar bir tablo çizmek istemiyorum. Sonuçta son yıllarda ülkemiz hem siyasi hem de ekonomik açıdan oldukça güçlendi. Otomotiv sektöründe 2005 yılında 914 bin 315 olan üretim 2006 yılına 1 milyon 24 bin adede ulaştı. Sektör hâlihazırda Türkiye’deki toplam yabancı sermaye içinde aldığı pay ile ilk sırada yer almaktadır. Önümüzdeki döneme yönelik beklentiler de bu yöndedir. Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ın açıklamaları da bu beklentiyi destekler niteliktedir. Çağlayan’ın yaptığı açıklamaya göre; iki önemli otomotiv firması ülkemizde yatırım yapma arifesindedir. Yatırım yapması söz konusu olan firmalardan birinin 1 milyar Euro, diğerinin ise 400 milyon Euro’luk yatırım yapmayı düşündüğü belirtilmektedir.

Vestel’ in son günlerde özellikle LCD televizyonlar bölümünde miktar olarak olmasa da bir toparlanmadan bahsedilebileceğini açıklaması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Sanayi ve Maliye Bakanlıklarının televizyondaki duruma el koymaları sektör tarafından olumlu karşılanmıştır. Ayrıca, Arçelik’in 2006 yılında Avrupa’da elektronik ev eşyaları ve beyaz eşya segmentinde BSH, Electrolux ve Whirlpool gibi dünya devlerinin ardından ciro bazında yapılan sıralamada 4. sırada yer alması da sevindirici bir gelişme olarak görülmektedir.

Bunun dışında, Polonya’nın 20. sıraya yükseldiği sıralamada; ülkemizin 987 bin adetlik motorlu kara taşıtı üretimiyle Belçika’nın önüne geçerek 16. sıraya yükselmesi ve böylece Avrupa’nın 6’ncı büyük otomotiv üreticisi olması da umut verici bir diğer gelişmedir.

Bütün bu gelişmeler göz önünde bulundurulduğu takdirde,  istikrarlı bir ihracat artışı sağlamak için tüm sektörlerimizdeki güçlü ve zayıf yönler belirlenmeli ve elde edilen verilere göre kapsamlı stratejiler ve politikalar yapılmalıdır. Bir yandan ihracatta Pazar bağımlılığının etkilerini azaltmak için farklı pazarlara açılım çalışmaları devam ederken bir yandan da yabancı yatırımların ülkemiz üzerinden transit geçerek yanı başımızdaki MDAÜ’e kayması engellenmelidir. Zira 2023 yılı için 500 milyar dolar olarak belirlenen ihracat hedefi sadece hayallerimiz süsleyen bir peri masalından öteye geçmeyebilir…

Emin YILMAZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!

0 yorum yazilmistir

« Önceki :: Sonraki »