Pragmatik bir İlişki: AB ve Rusya..
28/5/2008 ·
Geçtiğimiz
hafta, Lüksemburg’da AB-Rusya Troyka toplantısı gerçekleşti. Slovenya
Dışişleri bakanı Dimitrij Rupel’in başkanlığında yapılan toplantıya
ayrıca AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier
Solana ve Rusya Dışişleri bakanı Sergei Lavrov katıldı. AB ve Rusya
arasında 1997 yılında 10 yıllık bir süre için imzalanmış olan Ortaklık
ve İşbirliği Anlaşması 2007 yılında sona ermiş ve 2007’de sadece bir
yıl süreliğine uzatılmıştı. Geçtiğimiz hafta yapılan toplantının en
önemli konusu, tarafların üzerinde uzlaşabilecekleri yeni bir
anlaşmanın hazırlanmasıydı.
Toplantının
her iki taraf için de önem arz etmekteydi; AB, Rusya ile olan
ilişkilerini güvenlik ve ekonomik kaygılar sebebiyle yoğunlaştırmak
isterken, Rusya açısından bakıldığında ise AB, Rus gaz ve petrolünün en
önemli pazarını oluşturmaktadır. Bütün bunlara
ek olarak Slovenya dışişleri bakanının da vurguladığı gibi AB ve
Rusya’nın, küresel istikrar ve güvenlik konularında ortak
sorumluluklarının olması söz konusudur.
Tarafların ‘stratejik ortaklık’
olarak nitelendirdikleri ilişkiyi geliştirmeleri konusunda yeterince
ortak çıkarları bulunmaktadır. Bununla birlikte, AB’ye yeni katılmış
olan ülkelerin Rusya’ya olan yaklaşımları değerlendirildiğine, AB –
Rusya’nın stratejik ortaklık yolunda önemli kırılma noktaları görmek de mümkündür.
Öncelikle
belirtilmesi gereken nokta, AB’nin Rusya’ya yönelik tek bir bakış
açısına sahip olmamasından ötürü AB – Rusya ilişkilerinin tek yönlü
olarak değerlendirilemez oluşudur. Diğer taraftan, Rusya’nın AB’ye
yönelik tutumu da zaman içerisinde değişime uğramıştır. Bugün AB’nin
karşı karşıya olduğu Rusya, yıllık % 7 büyüme gösteren ve 500 milyar
dolar ile[1]
en fazla rezerv sahibi ülkeler sıralamasında üçünde sırada yer alan,
dolayısıyla 1990’larda olduğundan farklı olarak AB’nin mali
yardımlarına ihtiyacı olmayan bir Rusya’dır. Bu açıdan bakıldığında AB;
daha güçlü ve bu yüzden işbirliğine daha az yanaşan bir Rusya ile
müzakere etmektedir.
Bununla
birlikte, Rusya’nın AB’ye yaklaşımın değişmesinde AB’ye yeni üye olan
ülkelerin etkisi de yadsınamaz. Daha açık bir ifadeyle, doğu Avrupa
ülkelerinin AB’ye katılmasıyla Birlik, adeta Rusya karşıtı ülkelerin
altında birleştiği bir çatı haline gelmiştir. Rusya ise bir taraftan
eski Sovyet ülkelerinin AB’ye katılımları konusunda oldukça hassas
davranırken, diğer yandan da AB’nin Rusya konusunda birleşememesini etkili
bir şekilde kullanmaktadır. Bu noktadan hareketle, Moskova, kendisiyle
iyi ilişkilere sahip olan ve bu iyi ilişkileri korumak isteyen Berlin,
Paris ve diğer Avrupa başkentleriyle direkt olarak müzakere etmeyi
tercih etmektedir. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, AB’nin
Rusya’ya karşı ortak bir tutum sergilemesinin önündeki en büyük engel,
ülke çıkarlarına odaklanarak Birlik misyonlarını ikinciyi sıraya iten
AB’nin en önemli üyeleridir.
Rusya ve AB Niçin Birbirlerine İhtiyaç Duyar?
AB
– Rusya ilişkilerinin siyasal olduğu kadar ekonomik boyutu da önem arz
etmektedir. Taraflar arasındaki ekonomik ilişkiler geçen beş yıl
içerisinde % 70 oranında artış göstermiştir. Rusya, ihracatının %
60’ını AB ülkelerine yapmaktadır. AB’ye gelince, Rusya AB’nin gaz ve
petrol ihtiyacının 1/3’ünü sağlayarak AB’nin en önemli gaz ve petrol
tedarikçisi olmaktadır. Tablo 1’de ayrıntılı bir şekilde görülebileceği
gibi, Rusya’nın ihracat ortaklarına bakılacak olursa ilk sırada 24.493
milyon dolar ile Almanya’yı, İtalya, İngiltere, Fransa ve İspanya
izlemektedir.
Diğer
taraftan Rusya’nın ithalat ortakları arasında Almanya ilk sırada yer
almaktadır. Bunu Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya izlemektedir.
Politikaya
gelince, AB genişlemeleriyle birlikte, şu anda beş AB üyesi ülkenin
Rusya’ya sınırı bulunmaktadır. Bununla birlikte hem Rusya hem de AB
Ukrayna, Gürcistan, Moldova ve diğer bölge ülkelerinde yaşanan
gelişmeleri dikkatle izlemektedirler. Diğer yandan AB, özellikle İran
gibi hassas dengelerde yürütülen ülkelerle olan ilişkiler bağlamında
Rusya’ya ihtiyaç duymaktadırlar. Sayılan bu faktörler
değerlendirildiğine denilebilir taraflar, karşılıklı bağımlılığın da
etkisiyle, realist bir işbirliğinin önemini kavramış gibi
görünmektedirler.
Tablo 1: Rusya Federasyonu’nun AB ülkeleriyle olan Dış Ticareti ( Milyon dolar)
Rusya’nın İhracatı
1995 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006
Almanya 6208 9232 3194 8060 10420 13302 19736 24493
Fransa 1519 1903 2250 2659 3491 4424 6111 7602
İngiltere 3066 4670 4283 3803 4819 5640 8280 10362
İspanya 290 1068 894 1099 1308 1748 2823 460
İtalya 3376 7254 7401 7441 8514 12086 19053 25111
Türkiye 1644 3098 3246 3358 807 7440 10841 14377
Rusya’nın İthalatı
Almanya 6483 3898 5808 6598 8112 10556 13272 18486
Fransa 1074 1187 1538 1896 2347 3071 3673 5852
İngiltere 1100 861 1003 1120 1443 2067 2776 3671
İspanya 241 313 493 578 762 879 1227 1950
İtalya 1851 1212 1715 2228 2407 3199 4416 5719
Türkiye 542 349 521 729 928 1231 1738 2670
Rusya’ya Karşı Birlik mi, yoksa Ülkesel Çıkarlar mı?
AB’nin
Rusya’ya yönelik tavırlarında iki farklı tutum göze çarpmaktadır. Bir
tarafta, Rusya ile iyi ilişkilere sahip olunması taraftarı olan AB’nin
en önemli üyeleri bulunurken, diğer tarafta ise geçmişte Sovyet
idaresinde bulunmuş olan ve Rusya’yı tehdit olarak algılayan ve ülkeler
bulunmaktadır.
Putin
ve Schröeder tarafından kurulan Rusya - Almanya ilişkileri diğer Avrupa
ülkelerinin Rusya ile olan ilişkilerinden oldukça farklıdır. Nitekim
ilişkiler Merkel döneminde de ivme kaybetmemiştir. Merkel de selefi
gibi, Putin’le sık sık biraraya gelmiş ve Rusya’ya yapılan yatırımların
arttırılması konusunda yatırımcıları yönlendirmiştir. Kısaca söylemek
gerekirse Rusya ve Almanya arasındaki ilişkiler ‘pragmatik’ olarak
nitelendirilebilir. Rusya dış işleri bakanlığı sözcüsü Kamynin’in de
belirttiği gibi 2007’de iki ülke ekonomik ilişkileri 52.8 milyarlık
ticaret hacmiyle en üst noktaya ulaşmıştır. Bununla birlikte Rusya’ya
yapılan Alman yatırımlarda da % 70 oranında artış görülmüş ve 3.4
milyar dolar düzeyine ulaşmıştır.[2] Denilebilir ki Rusya-Almanya ilişkilerinde temel motivasyon kaynağı ekonomidir.
Fransa’ya
gelince; Almanya ve Rusya ile birlikte Irak savaşına karşı kurulmuş
olan ittifak bu üç önemli ülkeyi biraraya getirmişti. Fakat ittifak
Chirac’ın hayalini kurduğu gibi uzun sürmemiştir. Sarkozy ile birlikte
Fransa’nın dış politika öncelikleri Fransa’yı AB içerisinde merkeze
yerleştirmek ve ABD ile ilişkileri iyileştirmek konularında
yoğunlaştıysa da Paris kritik konularda Moskova’yı desteklemiştir.
Almanya ile olan ilişkileri stratejik olarak değerlendirirken, Rusya’nın Fransa ile iyi
ilişkilere sahip olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fransa’nın Rusya’ya
olan desteğinin ardında ise ekonomik ilişkiler kadar Fransa’nın
uluslararası arenadaki yerini güçlendirmek isteğini bulmak mümkündür.
AB’nin
diğer önemli üyesi olan İngiltere’nin Rusya ile olan ilişkileri ise
oldukça hassas bir zemin üzerindedir. Son dönemde oldukça kırılgan olan
ilişkiler eski KGB ajanı Litvinenko’nun Londra’da zehirlenerek
öldürülmesiyle birlikte oldukça gerilmiştir. Litvinenko’nun
öldürülmesinden sonra Moskova, casusluluk yaptığı iddiasıyla
ülkesindeki British Council’ları kapatmıştır. Her ne kadar İngiltere
AB’nin en önemli üyelerinden biri olsa da, Rusya’ya karşı izlenen
politika söz konusu olduğunda, diğer önemli AB üyesi ülkelerden ziyade
ABD ile yakınlık dikkat çekmektedir.
Rusya’ya
yönelik olarak ikinci gruba dâhil olan AB’ye son genişlemelerde katılan
ülkeler değerlendirildiğinde ise denilebilir ki AB’nin doğu Avrupa’daki
genişlemeleri AB’nin tam bir bütünleşmeye gitmesi yönündeki dengeleri
değiştirmiştir. Zira yeni üyeler sadece AB çatısı altında birleşmeyi
değil, ayrıca gerek Rusya ile yaşadıkları sorunlarda gerekse bölge
istikrarını tehdit eden gelişmeler söz konusu olduğunda AB’nin ortak
tavır sergilemesini istemektedirler.
AB
üyesi ülkeler arasında Rusya ile sorunları ve Rusya karşıtlığı
sebebiyle özelikle önem arz eden Polonya’ya değinmek yerinde olur.
Rusya, elindeki enerji kozunu zaman zaman politik bir
araç kullanmaktadır. Bu politikadan nasibini alan ülkeler arasında
Ukrayna ve Polonya da bulunmakta. Ukrayna, Avrupa’ya dağıtılan gazda
geçiş ülkesi olduğu için fazla etkilenmemekte olmasına rağmen,
Polonya’nın bu durumdan fazlasıyla etkilendiği ve mağdur durumda
kaldığı söylenebilir. Diğer yandan 2006 yılında Rusya’nın Polonya’dan
ithal ettiği önce et ve et ürünlerine sonra da tarım ürünlerine yasak
getirmesi Polonya ekonomisini ciddi zarara sokmuştur. Polonya’nın,
izlenen bu politikaları cevabı ise, 2007 yılı boyunca AB ve Rusya
arasında gerçekleşmesi gereken ve Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmasının
yenilenmesini öngören toplantıları veto etmek şeklinde olmuştur. İki
ülke arasında 2006 yılında yaşanan kriz çözülmüş olsa da Polonya’nın
güvenlik tehditleri ile Rusya’nın Polonya’ya yönelik tavırlarında
herhangi bir değişiklik olmamıştır.
Diğer
taraftan Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Macaristan ve diğer
eski Sovyet ülkelerinin Rusya’ya olan yaklaşımları Polonya ile aynı
düzlemde değerlendirilebilir. Sayılan ülkelerin hemen hemen hepsinin
geçmişlerinde Sovyet izine rastlanırken aynı zamanda pek çoğu,
bölgedeki hâkimiyetini kaybetmek istemediğini her fırsatta dile getiren
Rusya ile de komşu olmaktadırlar. Güvenlik kaygıları hesaba
katıldığında eski Sovyet ülkeleri olan AB’nin son üyelerinin, Rusya’ya
olan yaklaşımlarında İngiltere ve ABD ile ortaklık ettiğini söylemek
mümkündür. Bu ülkeler ayrıca tek bir AB yaklaşımı getirmek gereğini de
en sık dile getiren ülkelerdir.
Sonuç olarak, denilebilir ki Rusya uzun yıllar boyunca Avrupa’ya karşı böl ve yönet politikası uygulamış ve başarılı da olmuştur. Almanya ile olan ‘stratejik ortaklık’, Fransa ile olan ‘iyi ilişkiler’ diğer yandan İtalya ve İspanya sahip olunan ilişkiler hep bu politikanın meyveleridir. Geçmişte örnekleri görüldüğü gibi Avrupalı liderler, ulusal çıkarlarını öne koyup, AB’nin ortak kararlarını görmezden görebilmektedirler. Bununla birlikte AB’nin bu şekilde bir bölünmeye gitmesi Rusya’nın çıkarına olmakta, özellikle önemli konularda AB’nin masadaki elini zayıflatmakta iken Rusya’nın ise elini güçlendirmektedir.
9 Mayıs 2008, Cuma
Habibe Kader
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!
0 yorum yazilmistir