Çanakkale Savaşı (Nusret Mayın Gemisi Hakkında Bilgi)

2008-05-15 14:23:00

Çanakkale Zaferi-Destanı-Savaşından Kesitler Nusret Mayın Gemisinin hikayesi18 Mart 1915 deniz zaferi, top ve mayın silahlarının müşterek çalışma mahsulü olup bunda mayın başrolü oynamıştır. Mayınların dahice boğaza yerleştirilmesiyle, o tarihin en kuvvetli donanmasını Türk azmi ve cesareti, hayretlere bırakacak şekilde alt etmiş ve boğazı düşman gemilerine kapamıştı.Dönemin Fransa başbakanı; Çanakkale için "Türkler boğazı kapamakla savaşın iki yıl uzamasına ve müttefiklerin milyonlara varan insan gücü ve yüzlerce milyarlık maddi kayba uğramasına sebep olmuşlardır." demiştir.Peki o gizemli mayınları kim ne zaman oraya dökmüştürNusret Mayın Gemisi 3 Eylül 1914'te Çanakkale'ye gelmişti. Almanya'da özel şekilde mayın dökme gemisi olarak inşa edilmiş bu tekne dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu. Ancak Osmanlı Devleti'nin mali sorunları ona boğazı mayınlayabilmesi için gerektiği miktarda mayın bulamıyordu. Çanakkale boğazında zaten önceden boğazı kesecek şekilde döşenmiş mayın hatları bulunmaktaydı. Ancak, düşman zırhlılarının devamlı şekilde hareketlerinin incelenmesiyle akıllara hayret verecek bir gerçekle karşılaşılmıştı.6 Mart gecesi Cevat Bey, mayın grup komutanı Hafız Nazmi Bey'e "Oğlum, diyordu. Sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam, Nusrat'le son 26 mayınını şu gördüğün karanlık limanda kıyıya paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldırıya kalkışırsa kıyı toplarımız önceden aldıkları talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi himaye ateşiyle koruyacaklar. Kendinizi göstermemeye çaba harcayın. Allah yardımcınız olsun."Evet. Bu sefer mayınların boğazı kesecek şekilde değilde kıyıya paralel olarak Karanlık Limanına dökülmesi fikri, mayın uzmanlarının ince bir çalışmayla ortaya çıkardıkları mükemmel bir fikirdi. Çünkü düşman zırhlıları boğaza gurup gurup giriyor ve g... Devamı

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Özden Cia Ajanı mı?

2008-05-14 00:22:00

Ergenekon'un arşivinde MİTle ilgili bilgiler hatta MİT'in arşivinin neredeyse tamamı bulunmuştu. Ama bunlardan en ilgi çekenlerinden birisi Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden ile ilgili. Yani Yekta Güngör Özden'in ajan olduğunun belgesi.   Gazeteci-yazar Zihni Çakır, Neden Kitap'tan çıkan son kitabı 'Kod Adı: Darbe'de Ergenekon'un kalbinde ele geçirilen çok ilginç CIA bağlantısı belgesi bulundu. 'Yekta Güngör Özden, CIA ajanı' 'Ergenekon'un Çöküşü 1' ve 'Çöküşü 2' isimli kitaplarıyla dikkatleri çeken Zihni Çakır, son kitabında başka belgelere de yer veriyor. Bunlar arasında, MİT tarafından hazırlanan ve eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'in CIA ajanı olduğunu gösteren bir belge de var. İddiaya göre Özden, 1994 yılı başlarında CIA Türkiye masası eski şeflerinden Direktör Albay W.Bob tarafından CIA ile irtibatlandırılıyor. 'Güvenilir ajanlar' statüsünde yer alan Özden, EC-7-97 kod numarasıyla kaydedilmiş. Devamı

Albert Einstein Ateist Çıktı.!

2008-05-14 12:19:00

Geliştirdiği izafiyet (görelilik) kuramıyla modern bilim tarihinde çığır açan ünlü fizikçi Einstein'ın din hakkındaki düşünceleri, yıllardır hararetli tartışmalara konu olmuştu. Einstein'in ünlü 'O (Tanrı) zar atmaz' ifadesi, Tanrı inancına sahip olduğuna dair bir kanıt olarak değerlendiriliyordu. Ancak bilimadamının 76 yaşında ölümünden bir yıl önce yazdığı ve ilk defa ortaya çıkan bir mektubu, 'şüpheye mahal bırakmayacak şekilde' Einstein'ın Tanrı ve din inancından uzak olduğunu ortaya koydu. Filozof Eric Gutkind'e cevaben kaleme alınan mektup, Einstein'ın ömrünün sonuna doğru Tanrı inancından tamamen uzaklaştığını ortaya koyuyor. 3 Ocak 1954 tarihli mektupta 'Tanrı kelimesi, bana, insan zayıflığından başka birşey ifade etmiyor. İncil, saygıdeğer ancak gayet çocukça olan ilkel efsaneler mecmuu' ifadesi yer alıyor. Mektupta, Einstein'ın eleştirilerinden Yahudiler de payını alıyor. Yahudilerin 'seçilmiş kavim' inancına değinen Einstein, 'Benim için Yahudilik, diğer bütün dinler gibi, en çocukça hurafelerin vücut bulmuş şeklidir. Ait olmaktan şeref duyduğum ve derin bir sıhriyetimin olduğu Yahudi halkı da, benim için diğer halklardan farklı bir nitelik taşımıyor' ifadesini kullanıyor. Bu zamana kadar özel ellerde bulunan mektubun, Bloomsbury'da müzayede ile satışa çıkarılacağı ve yaklaşık 8 bin sterline satılmasının tahmin edildiği belirtiliyor. Konuyu sayfalarına taşıyan İngiliz Telegraph gazetesi, Einstein'ın sözkonusu mektupta din ve Tanrı inancına dair dile getirdiği keskin görüşlere karşın, kutsal bir varlığın mevcudiyeti fikrine eğilimli olduğu ya da en azından böyle inanmak istediğine dair açıklamaları olduğuna dikkat çekti. Bu çerçevede Einstein'ın, mektubu yazdığı aynı yılda, 'evreni tek ve kozmik bir bütün olarak deneyimlemeyi istediğini söylediği belirtildi... Devamı

Abd Başkan Adayı Barack Obama Kafir mi?

2008-05-14 00:16:00

ABD seçimlerinin Demokratik Parti cephesinde önde giden Barack Obama, uzun süre Müslüman olduğu söylentileri yüzünden zor günler yaşadı. Babasının Müslüman olmasının kendi inancıyla bir bağlantısı olmadığını öne süren Obama, Hıristiyan olduğunu defalarca yineledi. Ancak bu kez bambaşka bir suçlamayla karşı karşıya: Kâfirlik...   New York Times gazetesinde yayımlanan bir makalede, İslam inancına göre dinin babadan oğula geçmesi sebebiyle Obama'nın da aynı dine sahip olduğu öne sürüldü. Uluslararası ilişkiler uzmanı Edward Luttwak'ın kaleme aldığı "Kâfir Başkan mı?" başlıklı yazıda, Obama'nın Müslümanların gözünde Hıristiyanlığı seçerek "irtidad" (kafirlik) suçu işlemiş olarak kabul edildiği kaydedildi. 'YARI-MÜSLÜMAN YOK' "Seçilmesinin ülkenin Afrika'daki itibarını arttıracağı fikri var. Babasının memleketi Kenya'da heyecan yarattığı doğru. Ancak Afrikalı kimliği Müslüman mirasla benzetilemez. Yarı Afrikalıdır, ancak İslam'da yarı-Müslüman diye bir şey yok" denildi. İslam inancına göre, Müslüman babanın çocuğu olarak Obama'nın da Müslüman olduğu ve annesinin Hıristiyanlığının geçersiz olduğuna dikkat çeken yazı, başkan olması durumunda İslam ülkeleriyle bağ kurmasının gerçekdışı hale geleceğini belirtti. 'KORUMAK GÜNAH MI?' Yazı şöyle devam etti: "Din değiştirenler kimi ülkelerde cezalandırılıyor. Bir kâfiri öldüreneyse ceza verilmeyebiliyor. Bu Başkan Obama'nın Müslüman ülkelere ziyaretinde güvenlik önlemlerini karmaşık hale getirebilir. Onu korumak, İslamcılar için günah olarak yorumlanabilir. Müslüman ülkelerin, teröre karşı savaşta ABD'nin yanında olmasını zorlaştırabilir." ... Devamı

Ortaçağda Mimarlık Nasıldı? (Hakkında Bilgi)

2008-05-13 13:39:00

Tezhip, (yaldız ya da renkli boyalarla süsleme sanatı.) çini mürekkebi, çömlekçilik... Bunlar, özellikle 1000 yıllarından başlayarak Avrupa topraklarında yükselen büyük dinsel eserlerin yanında küçük kalan sanatlardır. "Katedral"in ortaçağın tipik bir anıtı olması, Kilise'nin güçlülüğünden ve halkları -içtenlikle olsun olmasın- 'iman'a zorlanmasından ileri geliyordu. Bunun sonucu olarak da herkes katedrallerin yapımına katılmaktaydı: Kimi para yardımı yapıyor, kimi taş çıkarma ya da taşıma gibi angaryalar yükleniyor, kimi sanatıyla katkıda bulunuyor, zanaatçıları evinde barındırıyor ya da vitraylar armağan ediyordu. O dönemdeki tekniğin ilkelliği sonucu her çeşit iş insan gücüyle başarılacağından, bir Nötre Dame, bir Chartres, bir Reims katedralinin ne kadar zamanda bitebileceği düşünülebilir. Gerçekten de yapımı yüz yıl sürenlerin sayısı az değildir. Ortaçağın başlangıcında kiliseler antik bazilika'ları (ticaret ve sosyal olaylar için toplanma yeri olarak yapılmış, çatısı dikdörtgen biçiminde sütunlu salonlardan meydana gelmiş Roma yapısı.) örnek tutan dikdörtgen bir nef'ten (kiliselerde kubbe altı bölümü, şahın.) yapılmıştı. Buna, zamanla 'transept' (bir kilisenin esas yapısına dik inşa edilmiş, yapıya haç şekli veren yan bölümler.), yan netler, bitişik küçük kiliseler, çan kuleleri de eklenmişti. Bu büyüme ortaya çetin bir sorun çıkarıyordu: Damın örtülmesi... Kilise yalnız bir nef'ten oluşmuşken, kirişlere dayanan bir dam inşa etmekle iş çözümleniyordu, ama yapının gelişmesiyle bu yöntem yetersiz kaldı; çünkü putreller belli bir ölçüden uzun yapılınca sağlamlığından kaybediyordu. Ayrıca, bütün bu tahta parçalar, her an yangın tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bu yüzden, XI. yüzyılın başından beri adi damın yerine taş tonozlar kullanılmaya başlandı. Bu tonozun iç eğmeci, eksene göre kesilmiş silindir şeklindeydi ve iki yanı da nef'in iki duvarına dayanıyordu. Yapının tonoz anahtarı üzerine dayanarak kendiliğinden durabilmesi için,... Devamı